13 Eylül 2009 Pazar

Demet vs Angelina


Angelina Jolie mülteciler peşinde dünyayı karış karış gezedursun,
insanlara örnek olabilmek adına ikizlere hamileyken bile Irak'a uçsun fark etmez.
Türk sosyetesini etkilemez. Etkileyemez.
Onlar 'gönüllü' olarak yardım kuruluşlarına destek vermeyi, 'gazetelerde iki poz daha resmim çıkacak' diye kabul eder...
Sonra derneğin, kuruluşun adını sorsanız hatırlamazlar.
Ama Jolie'yi kılık kıyafetiyle takip etmeyi, hatta birebir taklit etmeyi iyi bilirler.
Kimse ellerine su dökemez.
En yakın iki örnek:
Nevbahar Koç ve Demet Şener.
İkisine de çok üzülüyorum bazen.
Haklı değil miyim;
Sen Karun kadar zengin ol, sonra da giyip giyebileceğin bir siyah buluz olsun,
takıp takacağın tek taş küpe!
Tamam dudaklarını şişirtmiş,
saçlarını da Angie gibi ortadan ayırmışlar,
çocukta da en azından 2'yi bulmuşlar ama yine de olmamış işte.
Angelina Jolie'nin yüzünde yakaladığım aydınlığı onlarda arasam da bulamıyorum.



Robert ya benim ya kara toprağın

Tamam anladık.
Çok yakışıklı değil.
Pasaklı da!
Saçını birkaç haftada -altı hafta, n'olmuş?- bir yıkıyor...
Ama o deli deli bakışlar...
Bembeyaz dişler..
Ahh...
Zaten biz de onun eski zaman aşıkları gibi sevdiği kıza otomobilinin kapısını açmasını,
onu gözetip kollamasını,
tatlı tatlı kıskanmasını sevdik...
Aşık olunca kalbinin deli gibi çarpmasına,
aynen biz saf salak kızlar gibi ilk görüşte aşka inanmasına bayıldık..
Ahh...
Tamam anladık,
Edward Cullen yapıyor bunları Robert Pattinson değil, biliyoruz.
Zaten Edward bir vampir, onu da anladık..
Ama na'palım?
Na'payım?
I love u Robert.

Taksi driver(s)

Türkiye'de yaşayıp da taksici hikayesi olmayan yoktur.
Eğer sosyal bir varlık iseniz, ya da kibar olmaya çalışıyor iseniz taksiye bindiğiniz an kaçınılmaz olarak kendinizi bir muhabbetin içinde bulursunuz...
Konu sağlık olur efendim, futbol olur, düzelmeyen ülke ekonomisi olur...
Ama bu sohbetin sonu genelde fena olur.
Ya feleğin sillesini yemiştir o taksici,
taksiden indiğinizde içinizdeki sıkıntı nefes aldırmaz hale gelir...
Ya da o kadar pozitif biridir ki, canını sıkmak istemezsiniz, ne ilahiler söyleyen radyo kanalını değiştirmesini rica edebilirsiniz, ne de klimayı açıp kapamasını...
Eskiden sigaraya da ses çıkaramaz olurdunuz gerçi, buna da şükür.
Yani olan her halukarda olan size olur.
Bu arada taksimetrede kocaman kocaman '14.20' yazmışken, '15 versen yeter abla' dese kuzu kuzu da çıkarır verirsiniz parayı!
Ne de olsa bir hukuk oluştu aranızda.
Hani sosyal bir varlık olmakla övünmüştünüz ya, size anlatıyorum... Uyarmak baaaabında!

12 Eylül 2009 Cumartesi

Renkli moda yazıları!

Dergileri geçtim... Ama gazetelerin moda yazarları artık zıvanadan çıkmış durumda.
Başlık:
''Bu yaz mutlaka bir Balmain ceket edinin!''
''Her kadının en az bir çift Loubotin ayakkabısı olmalı!''
Türkiye'deki gazete okuyucusu kadın profilini bir yana bırakın, güç müç yeter mi muhabbetini es geçin, 'şart mıdır?' diye sorarlar adama!
Aynı cekete Zara'da 300 TL verecekken(sağdaki resim) neden Balmain'den 10 katına alacak mışım?
Kırmızı Halı'da mı yürüyeceğim, ikoncan'lığa mı talibim?
Peki ya fiyonklu, miyonklu moda yazılarına ne dersiniz?
Ne dediğini, haberi yazan muhabir anlıyor mu ki, biz okuyucular anlayalım.
Bakınız, bugünkü Hürriyet Cumartesi muhabir Sibel Arna -masabaşı iş yapmış apaçık belli- yazıyor:
''İşte 2009-2010 sonbahar kış modasının 6 trendi:
Kadın destanı: Modern Hint örgüleri, grafik mutasyon, gölgeli takımyıldızlar, kavimsel etkileri kapsayan bir metamorfoz. Etnik, grafik, el yapımı ve yeni bir piksel atmosferine dönüştürülmüş. Fare grisi, mor...
Hayatın içindeki peri masalı: Bu sezon aşk arayışı yeni bir romantizme doğru yönlendiriliyor. Çırpılmış kremada yumuşak kıvrımların arayışı ve arzusu... ''
Dayanabilecek misiniz?
Daha böyle devam ediyor da!!!

Sadece 1000 dolar

Kalp cerrahı Bingür Sönmez'i tanımayan yoktur ülkemizde.
Hadi uzmanlığıyla, başarılarıyla tanımıyorsunuz diyelim... En son yaptığı 'Yumurta aklandı!' açıklamalarıyla da olsa yer etmiştir hafızalarda.
O dönem 'yumurta üreticilerinden para mı aldı?' diye spekülasyonlar yapılmıştı. Kanal kanal gezince de insanların 'acaba'ları artmıştı.
Hiç ihtimal vermedim.
Ancak...
İki gün önce bir sağlık programına konuk olan Sönmez, beni şaşırttı!
Anlatayım.
Ani kalp krizleri durumunda ambulans gelene kadar ev ahalisinin neler yapacağını anlatıyordu doktorumuz. Suni nefesle başladı, kalp masajını anlattı, cansız mankende uyguladı falan derken, bir alet çıkardı ortaya:
''Bakın'' dedi ve devam etti: ''Sizler tam olarak bu ilk yardımı yapamayabilirsiniz ve sizi yönlendirecek birine ihtiyacınız olacaktır. İşte bu alet ne yapacağınızı ayrıntılarıyla anlatıyor...''
Alet çalıştırılmaya başlandı.
Metalik bir ses konuşuyor. Türkçe:
''Şimdi hastayı şu pozisyona getirin. ... Şimdi 30 kez kalp masajı yapın!''
''Eh'', dedim, ''Alet de olsa iş karışık, insan yine de korkar, kaş yapayım derken göz çıkarmayayım der'' dedim... de anlam veremedim önce saf saf.
Sonra sordular sunucular.. Bu alet satılıyor muydu?
Elbette.
Fiyatını da sordular.
Bingür Hocam yanıtladı.. ''1000 dolar civarı!''
Hocama saygım sonsuz.
Ama aletin programda üstlendiği rolü, yanında da koskoca profesörle çıkışını, yumurta olayının üstüne hiç sevmedim!!

Hemşerim memleket nire?


Doğum yeriniz -pardon kütüğünüz- İstanbul Ankara İzmir dışında bir şehirse, daha rahat anlayacaksınız beni..
Yemek mi yiyorsunuz dışarıda, garson sizinle biraz yakinen mi ilgilendi... Annenizden/babanızdan o kaçınılmaz soru gelir;
''Oğlum nerelisiniz siz?''
Aynı bölgede bile olsanız yetti... Hemşehrisiniz artık!
Elbise alınacak, tezgahtar kız da pek şeker, etrafınızda dolanır durur... Ama anneanneniz durmaz!
''Memleketiniz neresi hanım kızım?''
Taksicilerle girilen sorgu-sualin derinliği ayrı yazı konusu.. Ama mutlaka memleketten girilir hadiseye.
Bu kütük araştırma çabalarını yıllarca ''Ne o, kayıp akraba arar gibi memleketlerini sorup duruyorsunuz?'' diye reddettim, an-la-ya-ma-dım...
Tabii bu dündü.
Gelelim bugüne, bugünkü bene.
Londralı bir Türk'üm.
Tanıştığım her yabancıya sorduğum ilk soru ''Where are u from?'' , Türk'e de 'Nerelisiniz?' oluyor.
Daha da tuhafı her seferinde öyle köprüler bağlantılar kuruyorum ki memleketler arasında, mutlaka bir hemşehrilik buluyor, sonra da kendi çabama şapka çıkarıyorum!!!
Galiba yaşlanıyorum. Hem artık yemek de seçmediğime göre!!!

11 Eylül 2009 Cuma

Ya-kış-mı-yor

Biri Uğur Dündar'a tek renkli kravatlara geçmesini söyleyebilir mi?
İnsanlık namına!
Bu kadar yakışıklı bir adamın, Necmettin Erbakan'la aynı tarz ve desende kravatlar takmasına yüreğim dayanmıyor...
Şal desenli kravat modası ne zaman vardı, ya da var mıydı bilemiyorum.
Ama Uğur Dündar onlardan vazgeçmiyor.
Israrla, inatla...
İki düz taksa da eli onlara gitmiyor... Naylon masa örtüsü desenli kravatlara dönüveriyor.
Yakıştırıyor mudur, uğur mudur anlamadım gitti!
Haa, Dündar bugüne kadar tek bir sponsorla bile çalışmamış giysi için. Bu konuda onu takdir ediyorum. O ayrı!
Yılların Uğur Dündar'ının göğsünde 'DAMAT' amblemini okusam ben de rahatsız olur ve hiç yakıştıramazdım kendisine.
Ama bu kravatlar, bu koca koca takımlar...
Yasemin Hanım lütfen kızınız Damla'nın büyümesini beklemeden siz bir el atsanız şu işe?
Tabii tüm bu seçimlerde sizin parmağınız yoksa!!!

Is she, isn't she?


Yine başladık,
''Angelina Jolie hamile mi, değil mi?'' tarışmaları, bahisleri bitti, Nicole Kidman'ınki başladı..
O da doğurdu sıra Nicole Richie'ye geldi....
Bu sorunun, atılan -pardon sallanan- onlarca manşetin yeni muhatabı Penelope Cruz.
35 yaşındaki Cruz, muhteşem 'Barcelona, Barcelona' filmindeki çirkin kral Javier Bardem'le birlikte. Tahmini 2 yıldır!
Şimdilerde bu hoş çiftin bebek bekledikleri konuşuluyor.
Fakat tam her gazete 'bebek' haberini kutlamış, cinsiyet tespiti üzerine ilerlemeye başlamışken, geçen hafta Penelope ve kadim dostu Salma Hayek beraber oturmuş sigara içerken fotoğraflandılar.
Yaaa.
Önce ciddi ciddi 'Alçak kadın, bu nasıl anne!' başlıkları atıldı... doğal olarak.
Sonra da tereddütler başladı:
''Belki de güzel oyuncu hamile değildi!''
Öyle ya, onaylanmış bir bilgi değildi ki bu.
En son Sundance Film Festivali'nde ''Hamile misiniz?'' sorusuna, ''Sorup soracağın soru bu mu şimdi?'' diye ters bir cevap veren Cruz insanları yine ikiye böldü:
Kimi ''Hamile ve hormonları yüzünden böyle sinirli'' derken, kimi de ''Tatlıyı fazla kaçırdığı için yakıştırılan hamilelik söylentisi onu çıldırttı'' diyor.
Sizce?
Is she or isn't she?

9 Eylül 2009 Çarşamba

Özgün kadın Audrey

Ben bir Audrey tanırdım; Audrey Hepburn. Bana göre gelmiş geçmiş en asil ve iyi kalpli kadın. Şimdi ikincisi de var, ve adının hakkını veriyor o da.
Audrey Tautou'dan bahsediyorum efendim.
Çok yakında Coco Chanel'in hayatını canlandırdığı bir filmle sinemalarda olacak.
Ne zaman bir fotoğrafını görsem, kendisinin tarzına, farkına hayran oluyorum.
Şu sıralar kısacık simsiyah saçlı. Saçının kısalığının sebebi sadece bu film değil ama...
Audrey bu saçı 'farklı olmak adına' değil 'kendi olmak adına' pek bir sık kullanıyor. -Ne de güzel yakışıyor-
Öyle moda falan dinlemiyor, beklemiyor.
Ufak tefek bu güzel genç kadının bir davette giydiği kıyafeti görün istedim.
Ne şık, ne zarif ve 2 kilometre bacaklı/fönlü sarı saçlı/ botokslu kadınlardan ne farklı değil mi?

Seinfeld mi, Özkök mü?


İçim sıkıntıyla uyandım..
Geceden gelen 7 şehit haberi, sabah eklenen sel felaketi ve 30 can kaybı iyice acıttı canımı.
''Gazete alayım ve haberlerin ayrıntılarına dalayım'' dedim ben de...
Sonra, ''İçkiyi bırakacak mıyım?'' sorusunun cevabını bulunca pek bir rahatladım!
Ertuğrul Özkök, bugünkü köşe yazısında bu soruyu sormuş kendine ve cevap vermiş.
Dinle ilişkisini anlatıyor sakin sakin:
''Oruç tutmayacakmış ama neden, namaz kılmayacakmış ama neden....''
...
O, ki Türkiye'nin en etkili köşe yazarı, istese yayın politikasında yapacağı değişikliklerle bu ülkenin halkını titretip kendine getirecek, tek vücut edecek bir yayın yönetmeni.
''Gazeteyi sit-com yönetir gibi yönetiyorum'' mu demişti?
Galiba haklı.
Yine de Özkök'ün bileğinde deri bileklikle gülümsediği umre pozundan çok, 'teröristleri sevindirmeyeceğim' diyen şehit annesinin asker selamı kalmış görsel hafızamda.

Galiba sit-com'u Jerry Seinfeld'den ve Larry David'ten izlemeye devam edeceğim ben.

8 Eylül 2009 Salı

Bekir Coşkun Habertürk'ü coşturur


Yeni bir bilgi... Eğer doğruysa Habertürk medyayı da, okuyucularını da uçuracak demektir. Hürriyet yazarı, çoğu Hürriyet okuyucusunun gazeteyi alma sebebi Bekir Coşkun Habertürk'e transfer olmuş!!
Yayın yönetmeninin umre ziyareti mi bardağı taşırdı, yoksa Fatih Altaylı'nın doğru zamanlaması mı Coşkun'un bu kararında etkili oldu bilemiyorum.
Bildiğim Hürriyet çok büyük kan kaybetmiştir.
Emin Çölaşan olmadan yürüdü bu gazete... ama o zaman geride en azından bir Bekir Coşkun vardı. Şimdiyse zaman zaman 'Zaman gazetesi' olmaya bile öykünen bir amiral gemisi var karşımızda...

Bu gece Hürriyet'in kurmayları Çölaşan'ın yalnız uyumasına izin verdilerse, geçmiş ola!
Ama ben yine de, yine de Yılmaz Özdil'in Bekir Coşkun olmadığını/ olamayacağını anladılarsa oradadırlar, cennet Bekir Coşkun'un ayaklarına seriliyordur diyorum...
Let's see.


Ah Jülide Vah Jülide


Yıllarca mırıl mırıl haber okudu TGRT'de.
Bulmuştu çiftliği, öğleden sonra 4te geliyordu işe... Haber okuyup koşa koşa gidiyordu evine.
No problemo'ydu bizim için sonuçta!
Saçına makyajına bakıp zaplayıp geçtik.
Sonra olan oldu, TGRT tarafından kovuldu, 4 büyükler de aldığı tazminat miktarını anlata anlata, ballandıra ballandıra bitiremeyen Jülide Ateş'e teklif vermediler.
Sonra o da aslında yıllardır zaten full time yaptığı anneliğe döndü.
Ezeli rakibi Defne Samyeli aynı dönemler Show TV'de editörlükten Haber Müdürlüğü'ne yükselirken epey bir bozuldu ama günah be kardeşim!
Defne iki çocuk annesi olmasına rağmen, daha editör olmadan, sadece haber okuduğu zamanda bile sabah 9.00'da işinin başında olan bir kadın.
Hem haberden sonra da kaçıp gitmeyen bir kadın! Yani yiğidin hakkı yiğide...
Ama o da kovuldu sonra.
Sanırım en çok Jülide'ye yaradı bu... Attı kovulma gerginliğini üstünden.
Nerden mi biliyorum?
Önce bir kırışıklık kreminin yüzü olarak çıktı ortaya dergilerde, gazetelerde.
Sonra geçenlerde de TRT 2'de toplam 10 dakika süren bir aktüalite programında elinde çatal, yoğurt tadarken gördüm.
Hatta o kısa yayın bile kesildi falan...
Demem o ki bunu yapsa yapsa sıfır kompleksli bir kadın yapar di mi?


Zehra'dan çok ümitliyim


Gerçi ben onun annesini de severim ama Zehra daha başka bir şey olacak...
Belki ressam, belki doktor, belki mimar.
Ama kesinlikle manken olmayacak. Oyuncu da olmayacak. Süreyya Yalçın hiç olmayacak!
Ne bileyim, gözümüzün önünde büyüdü, biliyoruz biz bu kızı... 'Zehra bebek'ti ama hep asil bir duruşu vardı.
Kıyı Balık'tan çıkarken bir tek tuhaf mimik yakalamadık onda.
Öyle şapka/ kurdele/ fırfırlar içinde gezinen bir kız çocuğu da olmadı hiç.
Şimdilerde ergenlik çağında, yine de yaşıtı o küçük kadınlardan ne kadar farklı! Ne kadar sade.
Bir tek şımarık davranışını gören var mı Allah aşkına bu kızın?
Yılmaz Erdoğan'ın kızı Berfin'le aynı okulda okuyan kızı olan bir arkadaşım var: ''Tam artist'' diyor Berfin için.. ''Her yerde o. Girişkenlik adı altında kapatılıyor ama basbayağı şımarık işte!''
Zehracım sen hep böyle kal!


Sevilecek adam Sinan Serter


Özlem Yıldız'ı nasıl bilirsiniz?
Sabah şekeri/Mehmet Ali Erbil'in gözüyaşlı nişanlısı/Armatör Serter ailesinin gelini/6,5 aylık dünyaya gelen Demir'in annesi.
Başka?
Çirkin -ve zengin- bir adamla evlenen güzel kadın olarak?
Çık çık çok ayıp!
Ama bunu ben demiyorum ki, Özlem Yıldız'ın kendi diyor!
Öyle bir röportaj okudum ki, Sinan Serter için atar oldu kalbim.
Acıdım bu genç adama. Onu nasıl teselli edeceğimi bilemedim.
'Benim aklımın ucundan bile geçmedi 'Ay çok yakışıklı kocam olsun' fikri. Evleniyorsun ve hayatının sonuna kadar aynı yastığa baş koyuyorsun...'' demiş Sayın Yıldız.
İyi de kocanın 'çirkin' olduğunu kim söyledi ki?
Sen'den başka tabii.


Botokslulara dürüst davranalım

Arkadaşlarımdan biri iki kaşının arasına botox yaptırmış,
anlamadım bile...
Racon da oymuş meğer: 'Botokssuz gibi duracaksın ama bir güzellik olacak sende!'
Peki sosyetedekiler -ya da cemiyet hayatı insanları diyelim- bu raconu niye bilmiyor?
Kadın 55 yaşında, 40 göstermek için botoks yaptırıyor.
Anladık, kadın bu!
Ama ''elini korkak alıştırma doktor bey'' mi diyor ne diyorsa... Sonuçta '40 göstermeye uğraşmış ama kesin 65 yaşında' dedirten bir görünüm çıkıyor ortaya.
Hadi o kader kurbanlarını anladım diyelim... napsınlar? Hani digiturk'te Dr.90210 var ya, öyle doktorları var, ''OMG, ne kadar güzelsin... Tanrı sana çok cömert davranmış... ama o da ne?'' diye başlayıp sağ gösterip sol vuran, ikna kabiliyeti de bir hayli yüksek doktorlar.
Peki ya arkadaşlarına, kızlarına, kocalarına ne demeli?
Niye bir teki bile çıkıp durdurmuyor bu kadınları?
Botoks bu, 6 aylık ömrü var sonuçta. Biri çıkıp 'kral çıplak dese' kadın da kurtulacak, pembe yalana mahkum edilen diğerleri de!

Dikkat! Fotoğraftaki kadın Kylie Minogue. Bizim Kylie. Alt tarafı 40 yaşında ama botoksun ona yaptığına bir bakın! Dannie hiç olmazsa sen ablana doğruları söyle!!!

Nimet Hanım'ın topuk sesleri

Sayın Bakanım Nimet Çubukçu'dan bir istirhamım olacak.
Bıraksın artık şu 'meclisteki en şık' olma yarışını, yormasın bizi...
Tamam o da haklı, Bakan'dan önce bir kadın. Ve gazetelerin, televizyonların dolduruşuna gelmesi de çok doğal.
Ama hakkaten zorlamasın artık.
Ona da yazık! Hem icraat, hem de tayyörüne uygun kemer peşinde koş!
Koşarken de 'killer heels' olsun ayağında...
Beni aşar.
Killer heels demişken... Sayın Çubukçu'nun kaç çift ayakkabısı olduğunu bulacak bir Ankara muhabiri çıkar mı acaba?